Sayın oturum başkanı, sayın genel başkanlar, sayın bakanlar, değerli akademisyenler ve saygıdeğer konuklar; heyetinizi en içten saygılarımla selamlıyorum. Bugün uluslararası ilişkiler disiplininin en kritik kırılma noktalarından birinde küresel nizamın geleceğini tahlil etmek üzere toplanmış bulunuyoruz. İçinden geçtiğimiz kesit; 4. Sanayi Devrimi’nin, yapay zekanın, kuantum teknolojilerinin ve biyoteknolojinin uluslararası sistemi yapısal olarak yeniden şekillendirdiği paradigmal bir dönemdir. Ancak bu teknolojik imkanlar, Atlantik merkezli hegemonik blok tarafından yeni sömürgecilik dalgalarının enstrümanı haline getirilmektedir.
Bugün veri, yarı iletken teknolojileri, nadir toprak elementleri ve uzay altyapıları gibi unsurlar küresel sermayenin tahakküm araçlarına dönüştürülmüştür. Emperyalist sistem, kendi üstünlüğünü sürdürebilmek adına Küresel Güney’in ve Orta Doğu’nun gelişim dinamiklerini sabote etmekte, çatışmalarla bölge halklarının zamandan ve tarihsel gelişiminden çalmaktadır. Bu saldırgan doktrinin sahadaki birinci icra makamı ise tarihsel işlevini yitirmiş olan Atlantik askeri ittifakıdır. Soğuk Savaş döneminde Gladyocu yapılanmalarla sivil siyaseti manipüle eden bu akıl, bugün küresel ölçekte bir savaş aygıtına dönüşmüştür.
Küresel zorbalığa karşı acil bir karşı koyuş mekanizmasına, yani yeni bir ittifaka ihtiyaç olduğu açıktır. Ancak önerdiğimiz büyük savaşı önleyecek ittifak, konvansiyonel bir askeri pakt değil; sömürgeci devlet aklına karşı geliştirilecek, köklü bir “halklar ittifakı” olmak zorundadır. Bu ittifak, halklar arasında yapay düşmanlıkları yok eden, kaynakların adil paylaşımını ve bilginin komünal ağlarla yayılmasını esas alan ahlaki ve politik bir zemin yaratmalıdır. Sınırların güvenliği dışarıda fiziki tedbirlerle değil, içerideki demokratik yapının ve toplumsal iç barışın kurumsallaşmasıyla sağlanabilir. Kendi halklarıyla barışamayan, tekçi yapıları tasfiye edemeyen hiçbir sistem emperyalist dalgaya karşı koyamaz.
Orta Doğu bu yapısal dönüşümün en hayati laboratuvarıdır. Bölge halkları sömürgeci odakların vekalet güçlerine dönüşerek değil; Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar olarak demokratik bir konfederalizm ve ortak yaşam temelinde tarihsel özne konumlarını kazanabilirler. Bu çerçevede, bölgesel istikrarın kilit taşı Kürt meselesinin kapsayıcı ve demokratik bir çözüme kavuşturulmasıdır. İmralı’da cezaevinde bulunan Sayın Abdullah Öcalan’ın kapitalist moderniteye karşı geliştirdiği “demokratik ulus” ve “demokratik konfederalizm” tezleri, silahsızlanma ve demokratik müzakere yol haritası sunan, emperyalist müdahaleleri önceden saptayan felsefi ve siyasi bir pusuladır. Teklif ettiğimiz bu büyük ittifak; uluslararası hukukun adil inşası, halkların egemen eşitliği, enternasyonalist dayanışma, bilginin kamulaştırılması, enerji hatlarının adil paylaşımı ve çoğulcu iç barışın sağlanması ilkeleri üzerinde yükselecektir. Onurlu bir barış olmadan cihanda kalıcı bir barış inşa edilemez.