Sayın Başkan, değerli katılımcılar; sürem elverdiğince üç ana başlık üzerinde duracağım: NATO’nun yapısı ve Türkiye’nin karşılaştığı sorunlar, savaş ihtimalinin parametreleri ve yapılması gerekenler.
NATO’nun tarihsel stratejileri her zaman ABD Milli Güvenlik Stratejisi’nin bir yansıması olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki nükleer üstünlüğe dayalı “Topyekun Mukabele” doktrini, Sovyetler’in nükleer güç olmasıyla yerini “Esnek Mukabele”ye bırakmıştır. Bu değişimle ABD, Türkiye gibi kanat ülkelerine olası bir Üçüncü Dünya Savaşı’nda mutlak koruma garantisi vermekten vazgeçmiştir. Soğuk Savaş sonrası lağvedilmesi gereken NATO, ABD hegemonyasını sürdürmek amacıyla terörizm ve kitlesel göç gibi yeni tehdit tanımlarıyla kriz bölgelerine müdahale örgütüne dönüştürülmüştür. Türkiye’nin NATO üyeliği, emperyalist çıkarların bekçiliğini yapma ve kendi güvenliğini Amerikan ekseninde tanımlama sonucunu doğurmuştur. Oysa ABD, Türkiye dâhil hiçbir müttefikini eşit görmemiştir.
Türkiye’de yürütüldüğü iddia edilen “denge siyaseti” NATO üyeliğiyle bağdaşmaz. Atatürk’ün dış politikası bir denge siyaseti değil; bölge merkezli, tam bağımsızlıkçı dengeli bir siyasettir. Tam bağımsızlık; siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel alanlarda milletin kendi gücüne dayanmasını gerektirir. Üretimden kopan, karşılıksız dolara ve finansal rantiyeye dayanan Batı sistemi bugün çöküş içindedir. ABD, kaybettiği ekonomik hegemonyayı dünyayı terörize ederek ve bölgesel çatışmalar çıkararak sürdürmeye çalışmaktadır. Batı’dan dünyaya sadece sıcak para değil; uyuşturucu, LGBT, bireycilik, nesil yıkımı ve neofaşizm gibi sosyo-kültürel çürüme ihraç edilmektedir.
Gelişen Asya uygarlığının bir parçası olmak Türk milletinin tarihsel yolculuğunun nesnel bir gereğidir. NATO üyesi ülkelerdeki iç istikrarsızlaştırma operasyonları (NATO Kanunu), bağımsızlaşma eğilimi gösteren ülkelere uygulanan bir kontrol mekanizmasıdır. Türkiye’deki Gladyo rejimleri, darbeler, aydın cinayetleri, PKK ve 15 Temmuz FETÖ kalkışması bunun en somut kanıtlarıdır.
Büyük savaşı önlemek mümkündür. Yükselen Asya güçlerinin dağınıklığı ABD’yi cesaretlendiren en büyük faktördür. Bu tablo karşısında Türkiye, Rusya, Çin ve İran (TRÇİ) ittifakı nesnel ve zorunlu bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Yeni bir finansal sistem, yeni bir rezerv para birimi ve yeni bir güvenlik doktrini inşa edilmelidir. Türkiye’de milli devlet eksenini güçlendirecek ve Hükümeti Asya yönelimine teşvik edecek bir kamuoyu oluşturulmalıdır. Sözlerimi Büyük Atatürk’ün ilkesiyle bitiriyorum: “Yurtta sulh, cihanda sulh.”