Değerli arkadaşlar; Ankara’da yapılan ve gücün inişini simgeleyen NATO Zirvesi’nin ardından, burada yükselen yeni medeniyeti ve insanlığın barış arzularını temsil eden bir toplantıda buluşmuş bulunuyoruz. 20. yüzyıl tecrübeleri göstermektedir ki küresel güç dengelerinin değiştiği dönemlerde savaş tehlikeleri tırmanır. 1950’lerde dünya ekonomisinin %50’sini üreten ABD; 2000 yılında %25’e, 2026 yılında %17’ye düşmüş durumdadır ve 2030 projeksiyonlarında bu oran %11’e kadar gerileyecektir. Buna karşın 2000 yılında %6 üreten Çin; 2026’da %27’ye ulaşmış olup 2030’da %44’lük bir üretime erişecektir. Dolar saltanatı ve haraç sistemi çökmüştür. Ekonomik ve askeri üstünlüğünü kaybeden ABD’nin önünde ya mütevazı bir programa dönmek ya da şiddete başvurmak seçenekleri vardır.
ABD, İran’a yönelik saldırılarıyla şiddet seçeneğini devreye sokmuş ancak dünya gerçeklerine ve duvara çarparak yenilmiştir. Hükümetimizin ve Dışişleri Bakanlığımızın “İran dersine çalışmamış” yönündeki sığ analizlerinin aksine; NATO gözlerini kör ettiği için dersine çalışmayan bizzat hükümetin kendisidir. ABD; Doğu Akdeniz’de, Ege’de, Kıbrıs’ta ve Karadeniz’de namlularını doğrudan Türkiye’ye çevirmiştir. ABD-İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs ekseninden yönelen bu tehditlere Türkiye’nin teslim olması mümkün değildir. Karadeniz’de Türk gemilerine füzeler atılırken ses çıkaramayan anlayışlar Türkiye’yi yönetemez.
Türkiye, NATO’nun asisidir ve bu örgüt içindeki “yabancıdır”. Türkiye; 15-16 Temmuz gecesi FETÖ maskeli yeraltı NATO’su ile savaşmış, ordusundan ve devlet kadrolarından binlerce NATO’cuyu temizlemiş, Gladyo generallerini hapse tıkmıştır. Bu süreçte NATO’laşmak, FETÖ’leşmektir. Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’deki İsrail ve ABD tehdidine karşı donanması güçlü, nükleer caydırıcılığa sahip müttefiklere ihtiyacı vardır.
Dünya barışını koruyacak, insanlığı tehdit eden bu savaş koalisyonunu durduracak tek kuvvet Türkiye, Rusya, Çin ve İran (TRÇİ) ittifakıdır. Çin’in enerji hatlarının güvenliği de Hürmüz Boğazı ve Süveyş’ten, yani bizim coğrafyamızdan geçmektedir. Büyük imparatorluklar ve devrimler mirasından gelen bu dört ülke; sadece kendi güvenlikleri için değil, tüm insanlığın geleceğini kurtarmak için el ele vermeye, birlikteliklerini silahlı ve stratejik bir güvenceye kavuşturmaya mecburdur. Türkiye’nin bağımsızlık, üretim ve aydınlanma rotasındaki gidişatının önüne hiçbir kuvvet geçemeyecektir.