Gerçekten de dünyamız son derece kritik bir süreçten geçmektedir. Üçüncü Dünya Savaşı’nın emareleri gözler önündedir. Dünyanın her köşesinde çatışmalar yaşanmakta, kan akmakta ve masum insanlar katledilmektedir. Gidişatın ulaştığı bu tehlikeli boyut, insanlığı ciddi şekilde düşünmeye sevk etmektedir. 21. yüzyıl, ya çatışmaların çözüme kavuşturulduğu bir çağ olacak ya da insanlığın sonunu getirecektir.
Bu doğrultuda Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi (DÜNYA-MER), üstlendiği büyük sorumluluğu başarıyla yerine getirmektedir. Günümüzde küresel güvenliği ve iş birliğini tesis edecek yetkinlikte başka bir kuruluş bulunmamaktadır. Birleşmiş Milletler, adeta asli sorumluluklarını unutmuş durumdadır. Bir ülkenin cumhurbaşkanının hapsedilmesine dahi sessiz kalınmakta, uluslararası hukuk işlevsizleştirilmektedir. Bu durum, keyfi müdahalelerin önünü açan son derece tehlikeli bir emsal teşkil etmektedir. Aynı şekilde Küba örneğinde olduğu gibi, dostluk veya müttefiklik söylemleri altında yürütülen örtülü işgallere dünya seyirci kalmaktadır.
Bu vizyoner çalışmaları ve böylesine umut verici bir platformu hayata geçirdiği için Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek’i tebrik ediyorum. DÜNYA-MER’in önümüzdeki dönemde daha adil bir dünya düzeni ve insanlığın ortak çıkarları doğrultusunda çok daha büyük başarılara imza atacağına inanıyorum.
Bilim insanları ve analistler olarak küresel tablonun vahametini net bir şekilde görmekteyiz. Çözüm, kaçınılmaz bir süreç haline gelen çok kutuplu dünya düzenindedir. Bu yeni düzenin inşası, Avrasya coğrafyasındaki halkların ve devletlerin dayanışmasıyla mümkündür. Halford Mackinder’ın da belirttiği gibi, Avrasya’yı ve onun kalbini kontrol eden güç, küresel dengelerde belirleyici olur.
Bugün Avrasya ülkeleri dünya ekonomisinde ve diplomasisinde liderliği ele almıştır. 101 milyon aşan üye sayısı ile Çin Komünist Partisi, küresel siyasette öncelikli söz sahibidir. Türkiye ise stratejik konumu, güçlü askeri potansiyeli ve uluslararası diplomasideki özgül ağırlığı ile bu süreçte kritik bir role sahiptir. Türkiye, Rusya, Çin ve İran gibi ülkelerin öncülüğünde, insanların güven ve huzur içinde yaşayabileceği adil bir çok kutuplu dünya kurulması kaçınılmazdır.
Klasik askeri işgallerin yerini, ülkelerin iç işlerine müdahale ederek onları kendi çıkarları doğrultusunda yönetmeyi hedefleyen neo-emperyalizm almıştır. Güvenliğimizi ve küresel adaleti sağlamak için bu yeni emperyalizm türüne karşı da kararlı bir mücadele yürütülmelidir. Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS gibi yapılar, çok kutupluluğu geliştirecek en somut platformlardır.
Doğru yolda ilerlediğimize olan inancımla, bu mücadeleye katkı sunma imkanı sağlayan Sayın Doğu Perinçek’e teşekkürlerimi sunuyor, tüm katılımcılara başarılar diliyorum.