Merhabalar saygıdeğer başkan, değerli konuklar ve kıymetli katılımcılar. İran’dan merhabalar. Maalesef bulunduğum ortamda şartlar elverişli olmadığı için savaş nedeniyle orada bulunamıyorum ve bir video konferans vasıtasıyla mesajlarımı ve konuşmalarımı arz ediyorum. İlk etapta Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi’ne teşekkür ederim ve Sayın Perinçek ailesine şükranlarımı sunuyorum.
Bilindiği üzere Pax Britannica bittikten sonra Pax Americana dünyaya fazla bir şey sunmadı. Demokrasi adı altında dünyaya sadece savaş, sömürü ve katliam sunulmakla birlikte, şimdi yeni bir döneme başladık: Pax Trump. Pax Americana ile birlikte ekonomi üzerinde, yani sömürgeciliğin yeni versiyonu ve savaş sanayisi ile birlikte yeni bir durum ortaya çıktı. Başkan Trump sadece savaşla yetinmiyor; dünyadaki halkların kaynaklarını, ellerindeki yer altı ve yer üstü zenginliklerini bir şekilde elde etmeye çalışıyorlar. Venezuela bunun en büyük örneğidir.
Hatta Gazze savaşı da bunun önceden bir örneğidir. Gazze savaşı tam bir Amerikan planıdır. Oradaki Hamas İsrail’e karşı savaşmadı; Amerika bir nevi orada bir işgal planı işletti. Ve şu anda planlar vasıtasıyla orayı tamamıyla işgal edip istikrar sağlamayı ve damadı olan Kushner vasıtasıyla 180 kulenin inşa edilmesini söz konusu yapıyorlar. Dolayısıyla bunlar için katliam ve savaşlar tam bir araçtır. Amaç dünyayı ele geçirmek ve kaynakları üzerinde mülkiyet ve hakimiyet sürdürmektir.
Hürmüz Boğazı bugünlerde sadece bir haber konusu değildir. Hürmüz Boğazı tam bir “breaking point”, yani kırılma noktasıdır. Nasıl 11 Eylül saldırısı dünya siyasi tarihinde bir kırılma noktası olduysa, Hürmüz Boğazı da aynı şekildedir ve tam bir direniş sembolü olmuştur. Amerika’nın ekonomisi medyada yansıtıldığı şekilde değildir. Başkan Trump bu seviyeyi tutturmak için yüksek miktarda para harcıyor ve bu harcamaların önü bir gün kesilecektir.
Dikkat edin, daha iki gün öncesi kongre üyesi Demokratlar 3.3 milyar dolarlık fonun İsrail’e verilmesi üzerinde etkisini koydu, İsrail lobisine karşı geldi ve onay vermedi. Bu büyük bir zaferdir. Yani Amerika artık bir şekilde gerçeklerle yüzleşmekte. Amerikan halkı da her ne kadar Amerika kendi medyasını yönetiyorsa da buna maruz kaldı. Başkan Trump o nedenle zaten bunların hepsine savaş açtı. Ben Amerika’nın içerisindeki kargaşaların da büyüyeceğini düşünenlerden biriyim. Her ne kadar yirmi eyalet ayrılmak istiyor ve Amerika buna karşı çıkacak olsa da; Amerika’nın ekonomisi bir bütün olarak bahsedilen Türkiye, İran, Çin ve Rusya’nın ekonomisinden katbekat küçüktür.
Başkan Trump, Monroe Doktrini adı altında “Batı yarımküre bize aittir” diye dünyaya bir sunum yaptı. Ama Suriye’de, Gazze’de, İran’da, Körfez’de bulunması bu doktrine karşı gelmesi anlamına gelir. Amerikan ve Atlantik saldırganlığı sadece batı yarımküre ile yetinmiyor, Amerika kendi borçlarını kapatmak için emperyal bir devlet olarak bütün dünyaya göz dikti. Globalizme karşı gelen MAGA hareketi, globalistlerden daha küreselci çıktı. Bir dünya hakimiyeti ve tek devlet kurmak globalizmin sloganıysa, bunlar sadece bir dünya hükümeti değil, dünyayı sahiplenme duygusu ile hareket ediyorlar.
Hatırlarsanız Başkan Trump Suriye’den çekilme işlemlerinden bahsetti ama hiçbir şekilde çekilmedi. Nitekim şu anda Lübnan’a girecek, Gazze’de yer alacak. Makedonya’da protestocularla zaten baş edemiyor çünkü orada da bulunmak istiyor. NATO’yu bir şekilde çökertmeye çalışıyor. Zengezur Koridoru üzerinden, Ukrayna üzerindeki etkisi vasıtasıyla Türkiye’ye de kıyıdaş olacak. Dolayısıyla Amerika bu globalist düşüncelerle yetinmedi ve dünya üzerinde tamamıyla bir hakimiyet sürdürmeye çalışıyor.
Bakın, Rothschild ailesi bir nevi Ukrayna ve denizler üzerinde hakimiyetini sürdürüyor; denizcilik konusunda dünyada bir numaradır. Havacılık konusunda ise Amerika, belki Rockefeller ailesi bir numara olabilir. Dolayısıyla havadaki ve denizlerdeki bu hakimiyetler şu anda çatışıyor ve bunun en bariz tecellisi Hürmüz Boğazı’dır. Brexit’ten sonra Britanya’nın yeniden canlanması konusu Amerika’nın pek hoşuna gitmedi ve bütün ekonomik dallara, koridorlara hakim olmaya çalışıyor.
O bakımdan bu savaş sürdürülebilir bir savaştır ve bitmesi ancak Britanya, Çin, Rusya, İran, Türkiye gibi güçlü ülkelerin bir araya gelmesi anlamına gelir. Amerika ittifakları bozmaya çalışırken kendisi yeni ittifaklar peşinde. Dikkat edin, NATO’nun kuruluş felsefesi Sovyetler Birliği’ne karşı bir savunma mekanizmasıydı. Sonra bir eğitim mekanizmasına, daha sonra gizli savaşlar mekanizmasına dönüştü. (Hatta ben şahsen virüslerin dahi bu mekanizmalarla, Ukrayna gibi yerlerde üretilip dünyaya servis edildiğini düşünüyorum.) O bakımdan Amerika NATO’yu çökertmeye değil, üzerindeki etkisini artırmaya çalışıyor. Suriye’de güney kanadı konusunu Türkiye’ye bıraktı çünkü oradaki masraflardan kaçıp başkasının üzerine yıkmaya çalışıyor.
Amerika elitizmini üçe bölerseniz: Korporasyon (şirketler), Pentagon ve Capitol Hill. O korporasyon dediğimiz konu da alt katmanlardan ibarettir. Askeri endüstriyel kompleks savaş esnasında silah ve mühimmat satarak görevini yaptı, envanterler boşaltıldı. İkinci dalga petrol şirketleriydi, Venezuela kumpası ile bunları doyurdu. Şimdi üçüncü dalga, yani altyapı yapanlar sırada bekliyor. Örneğin Kuveyt’teki su arıtma tesisleri vurulduğunda bunu yapacak olanlar yine Amerikalılardır. Dolayısıyla Amerika şu an bölgedeki savaşlardan faydalanmaya çalışıyor.
Bu savaşların bir an evvel durdurulması gerekiyor. Ateşe ateşle karşılık vermek yerine; Amerika karşısında büyük bir güç görürse savaştan vazgeçecektir. Bu büyük ittifak ancak Türkiye, İran, Çin, Rusya vasıtasıyla gerçekleşebilir. Amerika ve Rusya, Ukrayna savaşından önce “Karşılıklı Kesin Yıkım” (MAD) adı altında birbirlerine saldırmayacakları bir denge kurdular. İki nükleer güç birbirine saldırdığı takdirde Üçüncü Dünya Savaşı başlar ve dünya biter.
Konferansın unvanını tekrar dile getiriyorum: Bu savaşın önlenmesi gerekiyor çünkü bu dünyanın sonu olacak. Güçlerin bir araya gelmesi Amerika’nın karşısında durabilir. Amerika mutlak bir şerdir ve bu mutlak şerrin karşısında ancak güç konuşabilir. Ben diplomasinin burada çok işleyeceğini zannetmiyorum. Amerika diplomasi oyununu kendisi yarattı ve çok yönlü bir dış politika yöneterek Suriye’deki sekiz farklı grupla aynı anda görüşebiliyor. Karşısında bir ittifak olması şarttır, aksi takdirde emellerini gerçekleştirmek için sürekli savaş yaratır.
Konferansın konusu olan ittifak; yer altı ve yer üstü kaynaklar, iş gücü, nüfus, toprak, ulaşım güzergahları ve tüketim adı altında birleşirse Amerikan ve dolar hegemonyası büyük bir darbe alacaktır. Eğer Amerika bu Hürmüz Boğazı meselesini kendi lehine çözerse, sıra bütün ülkelere gelebilir. O bakımdan bu ittifakın bir an evvel gerçekleşmesi gerekmektedir.
Tekrar orada bulunamadığım için üzüntümü ifade etmek istiyorum. Bu organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederim. Umarım bir an evvel bu ittifakın kurulmasıyla birlikte Amerika’nın hegemonyası ve emelleri bölgede durdurulur. Umarım bu Atlantik saldırganlığı bir an evvel son bulur ve bölgeye huzur, barış, yaşam hakkı ve insan haysiyeti yayılır. Teşekkür ederim.