Sayın oturum başkanı ve değerli katılımcılar; ben emekli bir generalim. Bütün kariyerim gerçekler, istatistikler ve askeri veriler üzerine şekillendi. Sizinle paylaşmak istediğim temel soru şudur: Batı Avrupa ülkeleri ve Avrupa gerçekten kendilerini muhtemel bir tehdide veya askeri operasyona karşı savunabilir mi? Bu soruyu sosyal çevre, siyasi duruş, stratejik varlıklar ve operasyonel kuvvetler başlıkları altında rasyonel bir metodolojiyle incelemek gerekir.
İlk olarak sosyal çevreye baktığımızda, Batı Avrupa’da sağlanan yüksek yaşam standartları, özel sektörle yaşanan rekabet ve katı fiziksel/akademik şartlar nedeniyle ordulara personel temin etmek ve mevcut personeli elde tutmak muazzam bir kriz halini almıştır. Askerlerin ailevi yükleri ve konut altyapısındaki yetersizlikler de eklenince Batı ordularında ciddi bir insan kaynağı zafiyeti ortaya çıkmaktadır. Siyasi duruş açısından ise Batı Avrupa halkları ile siyasi liderlik arasında derin bir kopukluk mevcuttur. Halklar çatışmaya karşı çıkıp yardım paketlerini protesto ederken; Polonya ve Almanya gibi ülkelerdeki liderler ve ana akım medya, stratejik hiçbir rasyoneli bulunmayan bir “Rus saldırısı” anlatısını toplumlarına dikte etmektedir.
Stratejik ve operasyonel kapasiteler bakımından tablo son derece zayıftır. Bir askeri operasyonun veya savunmanın yürütülebilmesi için gerekli olan stratejik ulaştırma, istihbarat uyduları ve iletişim altyapısı konusunda Avrupa tamamen dışa (özellikle sivil Amerikan sistemlerine) bağımlıdır. Kendi bağımsız uydu ve lojistik ağlarını kurmaları muazzam bir bütçe ve zaman gerektirmektedir. Operasyonel kuvvet kıyaslamalarında, her ne kadar bazı teknolojilerde Avrupalılar önde görünse de tank sayıları, mühimmat stokları, askeri doktrin ve personelin savaşma azmi gibi karmaşık bileşenlerde Rusya ve müttefikleri açıkça öndedir. Savunma bakanlarının dahi itiraf ettiği bu kuvvet eksikliği, politik iradesizlik ve lojistik zafiyetler göz önüne alındığında Batı Avrupa’nın kendi savunmasını tek başına yürütmesi bir illüzyondan ibarettir.